COMTE VE DURKHEİM DOĞRULTUSUNDA SOSYOLOJİNİN GELİŞİMİ VE POZİTİVİZM İLİŞKİSİ


Sosyolojinin gelişiminde pozitivizm önemli bir yer almaktadır. Örneğin Saint Simon ve bundan etkilenerek sosyolojinin adını koymuş olan Auguste Comte, pozitivisttir. Saint Simon, Herbert Spencer, J. Stuart Mill de önemli pozitivistlerdendir. Fakat bunlara değinmeyip daha çok iddiama uygun olarak Durkheim ve Comte üzerinde duracağım. Sosyoloji, bu pozitivist görüş doğrultusunda bir bilim olarak ortaya koyulmuştur. Aynı zamanda üniversitelerde sosyoloji bölümünün açılmasına olanak sağlayan Durkheim da bir pozitivisttir ve yine sosyolojiyi bu pozitivist görüş ile bizlere aktarmıştır. Kendi yazdığı kitaplarda bu görüşü kabullenerek ona yönelik çerçevede sosyolojiyi bizlere aktarmıştır.

Sosyolojinin ilk çıktığı zamanlarda doğa bilimlerinin ön planda olması, bir sosyal bilim olarak sosyolojiyi zor bir konuma sokmaktaydı. Doğa bilimlerinin kesin, doğru ve mutlak bir konumunun olmasından ötürü algılanan bilim anlayışı nesnelere, doğaya, tarafsız evrensel olgulara odaklanmaktaydı. Bu doğrultuda Auguste Comte, sosyolojiyi fizik bilimi gibi uygulamaya gayret göstermiştir. “Comte, pozitivizmin gelişmesinde en ön saftaydı.” (Ritzer, 2012, s. 16) Durkheim ise daha çok biyoloji terimlerini ilişkilendirmeye gayret göstermiştir. Bu bilimlere yapılan vurguyla sosyoloji var etme çabasına girmişlerdir. “Fakat işte çeşitli eğilimler doğrudan doğruya organik gereksinimlere bağlı olmadığı için, toplumsal bir düzenleme gereklidir. Organizmada bunları tutan bir şey bulunmadığına göre, onların toplum tarafından baskıya alınması gereklidir. İşte evliliğin işlevi budur.” (Durkheim, 2013, s. 19)

Pozitivizmin kelime köküne baktığımızda “kanıtlanmış” anlamı içerdiğine ulaşıyoruz. Bahsettiğimiz pozitivizm, 19. yüzyılda ortaya çıkan Fransız pozitivizmidir. Spekülatif Hegelci felsefenin dağılmasıyla pozitivizm başlamıştır. Kökeni ise Antik Yunan’a kadar indirgenebilmektedir. Pozitivizmin özellikle Saint Simon ve Auguste Comte etrafından doğduğu konusunda çeşitli tartışmalar vardır. Cemil Meriç ise pozitivizmin Saint Simon’dan doğduğunu iddia etmektedir. Temelde pozitivizm, fiziksel öğeleri ve soyut düşünceyi uzaklaştırmaktır. Onun yerine kesin bilimsel olan kanıtlanabilen bir yolda hareket etmektir.

Auguste Comte, Saint Simon’un sekreterliğini yapmıştır. Bu iki pozitivist öncü Fransız İhtilali ve Sanayi Devriminin gerçekleştiği zamanlarda yaşamışlardır. Bu krizlerle beraber toplumu düzenlemeye yönelik kendi içlerinde bir istek doğmuştur ve etrafta popüler olan bilim görüşü onları pozitivizme itmiştir. Aynı zamanda da toplumu düzenleme istekleriyle beraber sosyolojinin doğuşuna sebep olmaya imkan sağlamıştır. “Fransız Pozitivizmine ister düşmanca isterse olumlu gözle baksınlar, onun modern toplumsal düşünce üzerindeki etkisi olduğuna hem fikirdir.” (Gordon, 2015, s. 334) Simon ve Comte toplumu, nesne gibi inceleyebileceğimizi düşünmektedirler. “Comte bu yazıda diğer bilimlerin model alacağı bir pozitif bilim yaratma gereği duyar.” (Turner, Beeghley, & Powers, 2018, s. 40) Bu doğrultuda sosyolojiyi, fizik bilimiyle ilişkilendirmeye çalışmışlardır. Comte; sosyal fizik, sosyal fizyoloji gibi isimlerle sosyoloji adlandırmıştır. Kurmaya çalıştıkları yeni bilimin; bilimsel temellere dayandığını, tıpkı bir doğa bilimi gibi toplumun nesnel bir şekilde incelenebileceğini ve bir sosyoloğun tıpkı bir bilim insanı gibi topluma tarafsız bakması gerektiğini düşünmüşlerdir. Pozitivizm özünde, toplumsal gerçekliğin dışarıda bir yerde olduğunu düşünmektedir. Ampirik olarak niceliksel gözlemlerimizi, bilimsel bir yöntem olarak kullanmamız gerektiğini düşünmektedir. Aynı şekilde John Stuart Mill de pozitivizmden etkilenenlerdendir. Durkheim ise toplum ve toplumu oluşturan yapıları bir organizma olarak görmüştür. Pozitivist temellerce toplumu biyolojiye benzetmeye çalışmıştır.

Bu doğrultuda pozitivist sosyoloji doğmuştur diyebiliriz ve bu pozitivist sosyolojide sosyal davranışların sistematik olarak incelenmesi gerektiği fikri vardır. “Pozitivist sosyoloji, sosyoloji, sosyal davranışın sistematik gözlemlenmesine dayanarak toplumun incelenmesidir. Dünyaya pozitivist yaklaşan bir bakış açısı dışarıda bir yerde objektifliğin var olduğunu kabul eder.” (Macionis, 2017, s. 31)

Sistematik bir şekilde sosyolojinin meselelerini incelemeye çalışmışlardır. Örneğin Durkheim, İntihar kitabını yayınlayarak hem sosyoloji gerçek anlamda bilim olabileceğini ispatlamış ve bu doğrultuda bir saha araştırması sunmuştur. Şöyle ki Durkheim; İntihar kitabında birçok sayısal verilere, tıpkı bilimdeki gibi sayılara yer vermiştir. Bu sayılardan, nicel ve istatiksel verilerden; sosyolojik bulgular elde etmiştir. Bu kitap döneminde ilk olarak etki uyandırmasa da zamanla sosyolojinin gelişimi adına çok büyük bir etki uyandırmıştır. Sosyolojinin de diğer doğa bilimleri gibi nesnel, tarafsız ve sayılarla gözlemsel bir bilim yapabileceğini herkese göstermiştir. Bu yöntemi kullanmış olması sosyolojinin diğer alanlarca kabullebilirliğini artırmıştır.

Comte’un pozitivizm görüşünün eseri olan sosyoloji için kullandığı “sosyal fizik” kavramının Simon’dan almış olduğu düşünülmektedir. “Pozitivist bilimlerinin tüm dallarıyla ilgilenen Saint Simon, bu bilimlerin ancak pozitif bir sosyal ilmin yaratılması ile tamamlanacağını ileri sürmüş ve bu ilme, sosyal fizik adını vermiştir.” (Swingewood, 1998, s. 411)

“Auguste Comte, toplumu sosyal statik ve sosyal dinamik diye ayırarak incelemiştir. Sosyal statik ve sosyal concensus (Sosyal uzlaşma) dediği şeyi incelemektir. Ve burada toplumu canlı bir organizmaya benzetir. Canlı bir varlığın bütününü ele almadan, sadece bir organın incelenmesi nasıl imkansız ise, siyaset, devlet ve dini incelemek, onları toplum ile bütünleştirmeden imkansızdır.” (Ballıkaya, 2015, s. 28) Buradan Durkheim’ın biyoloji benzetmesinin temelinde, Comte veya Simon’dan etkilenmiş olduğunu görebiliriz. Bu bilinmezliğe açıklık getirecek olursak: “Özellikle Durkheim, Saint Simon’un -bir organizma olarak toplum bireysel üyelerinin bilinçlerini aşan ve gerçekte belirleyen kendine ait bir bilince sahiptir- görüşünden oldukça etkilenir.” (Gordon, 2015, s. 319) Buradan anlıyoruz ki Comte ve Durkheim’ın benzeşikliğinin özünde Simon’un fikirleri yatıyor olabilir.

Simon’un hem Comte’u hem de Durkheim’ı bu kadar etkilediğini bahsetmişken onun pozitivizm anlayışına da değinmemek olmaz. Simon toplum için yeni bir bilime ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Bunun pozitif bir sosyal bilim olması gerektiğini düşünmektedir. Burada aslında bahsettiği şey, pozitif sosyolojidir. Simon bunu fizik bilimince arıyor. Bunun nedeni o zamanda fizik bilimine karşı olan yüksek güvenden kaynaklıdır. Simon, çağın düzensizliğine cevap verecek, insanlığı örgütleyecek fizik gibi topluma yaklaşacak bir pozitif sosyoloji anlayışına sahiptir.

Ayrıca bir yanlış anlaşılmaya sebep olmak istemem. Durkheim ve Comte doğa bilimlerinin sosyolojiden daha üstün olduğunu düşünmemektedir. Sadece sosyolojiyi doğa bilimlerine benzetmeye ve onların ilkeleri gibi nesnel ilkeler koyabileceklerini düşünüp sosyolojinin bilim olarak kabullenilmesi adına çaba göstermek için bu pozitivizm yolunu seçmişlerdir. “Durkheim için aksine temel bilim sosyolojidir hatta doğa bilimlerinden daha temeldir, zira bilimin kendisi sosyolojik bir olgudur ve bilgi felsefesi kültürün bir parçasıdır” (Gordon, 2015, s. 489) Auguste Comte da bilimlerin tasnifini yapmıştır ve sosyolojiyi en genel, bilimlerin kraliçesi olarak nitelendirmiştir. “… sosyolojiyi bilimler hiyerarşisinin tepesindeki kraliçe bilim olarak ele almak.” (Turner, Beeghley, & Powers, 2018, s. 49) “Comte, … sosyolojinin nihayetinde dünyada egemen bilimsel güç olacağına inandı.” (Ritzer, 2012, s. 15)

-Siriusyen Azura